Skip to main content

Haberler

Türkiye’nin Toryum Projesinin Görünmeyen Hikâyesi: Reşat Uzmen’den ThorAtom’a

Yarım yüzyıla yayılan bir araştırma çizgisinin, bir maden rezervini bir nükleer teknoloji projesine dönüştürme çabasının izini sürüyoruz.

Yaşar Başkaya · Araştırmacı Yazar · 06.09.2026

Türkiye’de toryum denildiğinde akla genellikle aynı cümle geliyor: “Dünyanın en zengin toryum rezervlerinden birine sahibiz ama bunu bir türlü enerjiye dönüştüremiyoruz.” Bu cümle yıllardır tekrar ediliyor.

Fakat hikâyenin asıl ilginç tarafı, Türkiye’nin toryumla ilgili hiçbir şey yapmamış olması değil. Tam tersine — yaklaşık yarım yüzyıla yayılan bir araştırma ve teknoloji geliştirme çabasının içinde, adı kamuoyunda çok fazla duyulmayan bir bilim insanı ve nükleer teknoloji uzmanı bulunuyor: Dr. Reşat Uzmen.

Onun hikâyesini takip ettiğimizde, Türkiye’nin toryum meselesinin yalnızca bir maden rezervi meselesi olmadığını görüyoruz. Hikâye; madenlerden nükleer yakıta, kimyasal ayırma teknolojilerinden reaktör tasarımına, Avrupa Birliği araştırma projelerinden Türkiye’nin ilk özel sektör nükleer teknoloji girişimlerinden biri olan ThorAtom’a kadar uzanıyor.

Türkiye gerçekten kendi toryum reaktörünü geliştirebilecek noktaya mı geliyor, yoksa hâlâ bir hayalin peşinde mi?

Bu sorunun cevabı, ne “Türkiye toryum reaktörünü yaptı” kadar iyimser ne de “Türkiye hiçbir şey yapmadı” kadar karamsar. Gerçek, ikisinin arasında ve oldukça ilginç.

Bir madenin enerjiye dönüşmesi neden bu kadar zor?

Önce temel bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor. Toryum, uranyum gibi doğrudan alıp bir nükleer reaktörün yakıt çubuğuna koyabileceğimiz bir yakıt değildir.

Doğal toryumun neredeyse tamamı Toryum-232 (Th-232) izotopundan oluşur. Th-232, nükleer fizik açısından “bölünebilir” yani fisil bir madde değildir. Fakat bir nötron yakaladığında önce Protaktinyum-233, ardından Uranyum-233 (U-233) oluşur. U-233 ise fisyon yapabilir.

Toryum-232 → Protaktinyum-233 → Uranyum-233 → Fisyon → Enerji

Dolayısıyla toryum aslında doğrudan yanan bir yakıt değil, uygun bir nükleer sistem içinde başka bir fisil yakıta dönüşebilen “verimli/fertile” bir hammaddedir. Bu nedenle toryumun gerçek değerini ortaya çıkarmak için yalnızca toryum madenine sahip olmak yetmez.

Bunun yanında toryumu cevherden ayırmak, nükleer saflığa getirmek, uygun yakıt formuna dönüştürmek, reaktörde U-233 üretimini yönetmek, yakıt çevrimini kontrol etmek, reaktörü tasarlamak ve kullanılan malzemelerin yüksek sıcaklık ve radyasyona dayanmasını sağlamak gibi çok zor teknolojik halkaların tamamlanması gerekir. İşte Reşat Uzmen’in hikâyesi tam burada başlıyor.

İlk perde: Toryumdan önce uranyum

Reşat Uzmen’in kariyerinin başlangıcına baktığımızda karşımıza doğrudan toryum değil, nükleer yakıt teknolojisi çıkıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesi mezunu olan Uzmen, İstanbul Üniversitesi’nde Türkiye uranyum cevherlerinin değerlendirilmesi üzerine doktora yaptı.

Daha sonra Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde (ÇNAEM) Nükleer Yakıt Teknolojisi Bölümü’nü kurdu ve ilk başkanlığını yaptı. 1986–1987 döneminde TAEK-ÇNAEM bünyesinde uranyum saflaştırma, uranyum dioksit üretimi ve yakıt peleti üretimini içeren pilot tesis projesini yürüttü.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü nükleer enerji konusunda asıl kritik mesele yalnızca reaktörü yapmak değildir. Yakıtı nasıl üreteceğinizi bilmiyorsanız reaktör teknolojisine tam anlamıyla sahip değilsiniz. Uzmen’in uzmanlığı daha başlangıçta nükleer yakıt tarafında şekillenmişti.

2002: Hikâye Sivrihisar’a dönüyor

2002 yılında Uzmen’in kariyerinde toryum açısından çok daha önemli bir dönem başlıyor. TAEK, MTA ve Eti Maden’in ortak projesi olarak yürütülen Sivrihisar, Eskişehir Toryum ve Nadir Toprak Elementleri Kompleks Cevherinin Değerlendirilmesi Projesi’nin yürütücülüğünü üstleniyor. Bu çalışma 2002–2007 yılları arasında devam ediyor.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Sivrihisar’daki cevher yalnızca toryumdan ibaret değil; nadir toprak elementleri ve başka mineraller de içeriyor. Dolayısıyla mesele “toryumu topraktan çıkaralım” kadar basit değil. Asıl mesele, karmaşık bir cevherin içinden ekonomik ve teknik olarak değerli bileşenleri birbirinden ayırabilmek. Bu da bizi doğrudan kimyasal ayırma teknolojisine götürüyor.

Uzmen’in sonraki çalışmaları da zaten bu yönde ilerliyor. 2007–2011 arasında uranyum ve toryumun solvent ekstraksiyon yöntemiyle ayrılması üzerine projelerde koordinatörlük yapıyor. Başka bir ifadeyle Uzmen’in hikâyesinde toryum artık yalnızca “Türkiye’nin yeraltındaki zenginliği” değildir; işlenmesi gereken bir nükleer hammadde haline gelmiştir.

2016: İki farklı dünyanın birleşmesi

Hikâyenin belki de en önemli dönüm noktası 2016. Bir tarafta yaklaşık kırk yıllık nükleer teknoloji deneyimine sahip Reşat Uzmen vardır. Diğer tarafta ise Türkiye’de mühendislik ve bilgisayar destekli tasarım/simülasyon alanında büyümüş FİGES vardır. FİGES’in kurucusu Dr. Tarık Öğüt ile Reşat Uzmen’in yolları kesişir.

ThorAtom’un bugün yayımladığı anlatıma göre Öğüt bunu oldukça çarpıcı biçimde ifade ediyor: FİGES’te ileri mühendislik ve simülasyon kabiliyeti vardır; Uzmen’de ise onlarca yıllık nükleer teknoloji birikimi. Bu iki birikimin birleşmesiyle ortaya yeni bir fikir çıkar: Türkiye’nin toryumunu kullanabilecek yeni nesil bir reaktör geliştirmek.

Bu reaktörün adı: Ergimiş Tuz Reaktörü — ETR (İngilizcesiyle Molten Salt Reactor — MSR).

Ergimiş Tuz Reaktörü nedir?

Burada küçük bir parantez açmak gerekiyor. Bugün bildiğimiz klasik nükleer reaktörlerin çoğunda yakıt katıdır; yakıt çubuklarının içinde uranyum bazlı seramik yakıt bulunur ve fisyon sonucu ortaya çıkan ısı, genellikle yüksek basınçlı su gibi bir soğutucu aracılığıyla dışarı taşınır.

ERGİMİŞ TUZ REAKTÖRÜ (ETR / MSR)
Yakıt, uygun kimyasal bileşiklerin yüksek sıcaklıkta eritilmesiyle sıvı haldeki tuzun içinde bulunur. Sıvı yakıtın sıcaklığı yükseldiğinde yoğunluğu değişir ve reaktörün çalışma koşulları üzerinde doğal bir geri besleme oluşabilir. Bazı tasarımlarda, olağanüstü bir durumda yakıt tuzunun yerçekimiyle güvenli bir tanka boşaltılmasını sağlayan pasif güvenlik sistemi bulunur.

Ancak burada bir propaganda cümlesinden kaçınmak gerekir: Ergimiş tuz reaktörü “kazalanamaz” bir reaktör değildir. Yeni tip güvenlik avantajları vardır ama yeni tip mühendislik problemleri de vardır. Yüksek sıcaklıktaki korozif tuzlarla uzun süre temas eden malzemelerin dayanıklılığı, yakıt kimyasının kontrolü, pompalar, ısı değiştiriciler ve yakıt çevrimi ciddi araştırma konularıdır. Nitekim Avrupa’daki SAMOFAR çalışmaları da MSR için özel güvenlik analiz yöntemleri geliştirmek zorunda kalmıştır.

Türkiye Avrupa’nın MSR araştırmasına giriyor

Reşat Uzmen ve FİGES açısından 2016’nın önemi burada ortaya çıkıyor. FİGES, Avrupa Birliği’nin SAMOFAR projesine dahil oluyor. SAMOFAR’ın amacı, özellikle hızlı nötron spektrumlu bir ergimiş tuz reaktörünün güvenliğini araştırmak ve bu teknoloji için gerekli tasarım ve güvenlik yöntemlerini geliştirmekti.

FİGES burada yalnızca toplantılara katılan bir gözlemci olarak kalmadı. Yapılan anlaşmayla hızlı spektrumlu ETR’nin birincil ve ikincil ısı değiştiricilerinin tasarımına ilişkin iş paketi FİGES’e verildi. Isı değiştirici, en basit ifadeyle, reaktörde üretilen ısının başka bir devreye aktarılmasını sağlayan kritik ekipmandır; reaktörün ürettiği enerjinin dışarı çıkarılmasında temel rol oynar.

FİGES, bu sistemlerin mühendislik hesaplarını yaptı ve geliştirdiği tasarım SAMOFAR konsorsiyumu tarafından uygun bulundu. Dahası, bu çalışma akademik literatüre de girdi: 2019’da FİGES mühendisleri ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden bir araştırmacının yer aldığı çalışmada, SAMOFAR kapsamında geliştirilen 3 GW termal güce sahip referans MSFR için birincil ısı değiştiricisinin kavramsal tasarımı yayımlandı.

Bu ayrıntı küçümsenmemeli. Çünkü artık konu “toryum çok önemli bir elementtir” seviyesinden çıkıp “Türkiye’deki mühendisler uluslararası bir MSR tasarımının gerçek bir alt sistemini hesaplıyor ve tasarlıyor” seviyesine gelmiştir.

2017: Türkiye kendi prototipini konuşmaya başlıyor

Bir yıl sonra daha önemli bir gelişme yaşanıyor. TÜBİTAK MAM, 3–4 Aralık 2017’de Ergimiş Tuz Reaktörü Teknoloji Belirleme Çalıştayı düzenliyor. Bu çalıştayın amacı yalnızca “ETR nedir?” diye konuşmak değildi. TÜBİTAK’ın kendi açıklamasına göre hedefler arasında prototip bir ETR kurmak, teknoloji edinmek, özel alaşım malzemeleri geliştirmek ve reaktörde kullanılacak yakıt teknolojisine sahip olmak bulunuyordu.

Çalıştayın sonunda ise toryum tabanlı, düşük güçlü, üretken ve hızlı spektrumlu bir prototip ETR’nin TÜBİTAK bünyesinde kurulması fikri ağırlık kazandı. Bu, Türkiye’nin toryum hikâyesindeki önemli kilometre taşlarından biridir.

Fakat burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor: prototip kurulması fikrinin benimsenmesi ile prototipin gerçekten kurulması aynı şey değildir. Bugün elimizde, bu 2017 hedefinin fiziksel olarak çalışan bir toryum reaktörüne dönüştüğünü gösteren kamuya açık bir kanıt bulunmuyor. Dolayısıyla 2017’yi “Türkiye toryum reaktörünü yaptı” diye değil, “Türkiye kurumsal düzeyde prototip ETR kurma hedefini tartıştı ve bunu teknoloji geliştirme gündemine aldı” diye okumak gerekiyor.

Reşat Uzmen’in “Millî Nükleer Reaktör” fikri

Aynı dönemde Uzmen’in düşüncesi daha da somutlaşıyor. 2017 tarihli “Türkiye’nin enerji bağımsızlığında yenilikçi bir nükleer teknoloji, Toryum Yakıtlı Ergimiş Tuz Reaktörleri – Millî Nükleer Reaktör Projesi” başlıklı çalışmasında Türkiye için toryum yakıt çevrimli ETR fikrini ortaya koyuyor.

Buradaki temel düşünce basit: Türkiye’nin nükleer teknolojiye yalnızca dışarıdan hazır reaktör satın alarak sahip olması yerine, uzun vadede kendi reaktör tasarım ve yakıt teknolojisini geliştirmesi.

SANTRAL SAHİBİ OLMAK / TEKNOLOJİ SAHİBİ OLMAK

Nükleer santral sahibi olmak bir ülkenin başka bir ülkeden hazır reaktör satın almasıdır.

Nükleer teknoloji sahibi olmak ise reaktör tasarımı, yakıt, malzeme, kontrol sistemleri, güvenlik analizi, bakım, üretim ve lisanslama zincirinin mümkün olduğunca büyük bölümüne hâkim olmayı gerektirir.

Uzmen’in yaklaşımı esas olarak bu ayrımda anlam kazanıyor.

2021: Toryum artık bir konferans konusu değil, bir proje konusu

5 Ekim 2021’de TOBB ETÜ’de “Yeşil ve Yerli Nükleer Enerji Kaynağı: Toryum” çalıştayı düzenleniyor. Konuşmacılardan biri Dr. Reşat Uzmen; konusu “Ergimiş Tuz Reaktörleri.”

Bu dönemde FİGES artık yalnızca uluslararası projelerde mühendislik katkısı yapan bir kuruluş olmaktan çıkıp kendi ETR tasarımını geliştirmeye yöneliyor. FİGES’in kendi açıklamasında, 2021’de Ergimiş Tuz Reaktörü Geliştirme Projesi’nin başlatıldığı belirtiliyor. Ardından 2023’te nükleer faaliyetler için ThorAtom A.Ş. kuruluyor; Uzmen de şirketin genel müdürü oluyor.

ThorAtom’un kuruluşundaki temel fikir oldukça iddialı: Türkiye’nin toryum kaynaklarını kullanabilecek, dördüncü nesil bir ergimiş tuz reaktörü tasarlamak ve sonunda üretmek. Şirket kendi ifadesiyle ETR’yi Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre geliştirmeyi, tasarlamayı ve üretmeyi amaçlıyor; toryumun yanı sıra uranyum kullanımını da tasarımın bir parçası olarak değerlendiriyor.

ThorAtom yalnızca elektrik üretmekten söz etmiyor. Yüksek sıcaklıkta çalışabilen bir ETR’nin elektrik, sanayi ısısı, hidrojen, amonyak ve deniz suyunun arıtılması gibi alanlarda kullanılabileceğini savunuyor. Nükleer reaktörün yalnızca bir elektrik santrali olmak zorunda olmadığı fikri, yeni nesil nükleer teknolojinin temel iddialarından biri.

Peki ThorAtom gerçekten kendi reaktörünü mü tasarlıyor?

İşte hikâyenin en önemli sorularından biri bu. Cevap: evet, kendi tasarım çalışmalarını yaptığını gösteren kanıtlar var. ThorAtom/FİGES’in açıklamasına göre SAMOFAR deneyiminden sonra öz kaynaklarla tasarım çalışmalarına başlanmış; alt sistem tasarımları ve sistem simülatörü çalışmaları yürütülmüş.

Ancak burada yine bir sınır çizmek gerekiyor. Bir reaktörün bilgisayar ortamında tasarlanması, reaktörün yapılmış olması anlamına gelmez. Bir otomobilin bilgisayar modelini üretmekle otomobil fabrikası kurmak arasındaki fark neyse, burada da benzer bir fark vardır.

Reaktör Tasarımında İzlenen Zincir:

Nötronik hesap → Termal-hidrolik → Malzeme → Yakıt kimyası → Güvenlik → Bileşen üretimi → Deneysel doğrulama → Lisanslama → Prototip

Türkiye bugün bu zincirin özellikle tasarım ve mühendislik tarafında ilerliyor. Fakat deneysel nükleer reaktör aşamasına henüz ulaşılmış değil.

Çin neden önemli?

Türkiye’nin ne kadar yol aldığını anlamanın en iyi yolu dünyadaki gerçek örneklere bakmak. Çin’in Gansu/Wuwei bölgesindeki deneysel toryum ergimiş tuz reaktörü bu açıdan önemli bir kıyas noktasıdır. Çin bu alanda artık yalnızca bilgisayar simülasyonu yapmıyor; deneysel reaktörünü inşa etti, işletmeye aldı ve toryumla ilgili deneysel çalışmalara geçti.

ÇİN

Deneysel reaktör aşamasında. Gansu/Wuwei’deki toryum ergimiş tuz reaktörü inşa edilmiş, işletmeye alınmış ve deneysel toryum çalışmaları başlamış durumda.

TÜRKİYE

Henüz prototip öncesi geliştirme aşamasında. Tasarım, simülasyon ve mühendislik çalışmaları sürüyor; nükleer deneysel sisteme henüz geçilmedi.

Türkiye’nin bugün Çin’in gerisinde olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. Fakat Türkiye’nin avantajı da farklıdır: Türkiye’nin uzun yıllara dayanan uranyum, toryum ve nükleer yakıt araştırmaları; üniversiteleri; TENMAK/TAEK mirası; MTA ve Eti Maden tecrübesi ve FİGES/ThorAtom gibi özel sektör mühendislik girişimleri bulunuyor. Yani sıfırdan başlanmıyor.

En kritik sorun: Toryumun kendisi değil, yakıt çevrimi

Toryum tartışmalarında genellikle gözden kaçan nokta burasıdır. Türkiye’nin elinde toryum bulunması tek başına yeterli değildir. Asıl soru: bu toryumu nasıl nükleer yakıta dönüştüreceğiz? Çünkü Th-232’nin kendisi fisil değildir; reaktörde U-233 üretmek ve yakıt çevrimini yönetmek gerekir.

TORYUMUN ENERJİYE DÖNÜŞTÜRÜLME ZİNCİRİ

Maden → Kimyasal ayırma → Nükleer saflık → Yakıt tuzu → Reaktör → U-233 üretimi → Yakıtın yönetimi → Yeniden işleme

Reşat Uzmen’in kariyerinin ilginç tarafı da burada ortaya çıkıyor; çünkü onun geçmişinde hem cevher işleme, hem U-Th ayrıştırma, hem nükleer yakıt, hem de reaktör teknolojisi bulunuyor. Bu nedenle Uzmen’i yalnızca “toryum savunucusu” olarak tanımlamak eksik kalıyor. O, Türkiye’nin toryum hikâyesindeki farklı teknolojik halkaları birbirine bağlayan isimlerden biri.

Peki Türkiye’nin toryumu gerçekten ne kadar?

Türkiye’nin önemli toryum kaynaklarına sahip olduğu konusunda kuşku yok; özellikle Eskişehir-Sivrihisar-Kızılcaören bölgesi uzun yıllardır bu konunun merkezinde. Fakat “Türkiye’de X milyon ton toryum var” demekle, “Türkiye’de X milyon ton ekonomik olarak çıkarılabilir, nükleer yakıt üretiminde kullanılabilir toryum var” demek aynı şey değildir.

Cevherin içindeki toryum oranı, diğer minerallerin varlığı, ayırma maliyeti, teknolojinin ölçeği ve ekonomik koşullar, gerçek rezervin ne kadarının enerji hammaddesi olarak kullanılabileceğini belirler. Bu nedenle Türkiye’nin toryum zenginliği gerçektir; ancak bu zenginliğin doğrudan “hazır enerji stoğu” gibi değerlendirilmesi doğru değildir.

Reşat Uzmen’den ThorAtom’a uzanan çizgi

1970’ler–1980’ler
Nükleer yakıt ve uranyum teknolojisi2002–2007
Sivrihisar toryum ve nadir toprak elementleri projesi2007–2011
U-Th ayrıştırma çalışmaları2016
Reşat Uzmen + FİGES buluşması2016–2019
SAMOFAR ve MSR mühendislik çalışmaları2017
TÜBİTAK MAM’da ETR prototip çalıştayı; “Millî Nükleer Reaktör Projesi” fikri2021
FİGES Ergimiş Tuz Reaktörü Geliştirme Projesi başlatılıyor2023
ThorAtom A.Ş. kuruluyor, Uzmen genel müdür oluyor2020’lerin ikinci yarısı
Kendi ETR tasarımının geliştirilmesi ve deneysel doğrulama için test altyapısı arayışıBugün
Finansman nedeniyle askıda bulunan test düzeneği; ticari denizcilik için ETR uygulamalarına yönelen yeni bir perspektif

Bu kronoloji bize önemli bir şey söylüyor: ThorAtom 2023’te gökten düşmüş bir şirket değildir. Arkasında onlarca yıllık birikim, özellikle de Reşat Uzmen’in nükleer yakıt ve toryum konusundaki geçmişi bulunmaktadır.

Fakat en büyük soru hâlâ masada

ThorAtom’un gerçekten çalışan bir toryum reaktörü yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmesi gerekiyor? Burada dört büyük duvar var.

1. YAKIT ÇEVRİMİ
Toryumdan U-233 üretmek teorik olarak biliniyor. Ama bunu sürekli, güvenilir ve ekonomik bir yakıt çevrimi haline getirmek başka bir mesele.
2. MALZEME
Ergimiş tuz yüksek sıcaklıkta çalışır. Tuzun kimyasal yapısı ile reaktörün temas ettiği metaller arasında korozyon problemi oluşabilir; özel alaşımlar ve uzun süreli deneyler gerekir. Bu, MSR teknolojisinin en ciddi mühendislik sorunlarından biridir.
3. ISI DEĞİŞTİRİCİLER VE YARDIMCI SİSTEMLER
FİGES’in SAMOFAR kapsamında yaptığı çalışma tam da bu nedenle önemlidir: reaktörün kalbinde enerji üretmek başka, o enerjiyi güvenli ve sürekli biçimde dışarı almak başka bir iştir.
4. LİSANSLAMA
Bir nükleer reaktörü tasarlamak yetmez; Nükleer Düzenleme Kurumu’nun güvenlik kriterlerini karşılayacak şekilde kanıtlamak gerekir. Bu aşama, bilgisayar üzerinde çalışan tasarım ile gerçek dünyada kurulabilecek bir reaktör arasındaki en büyük eşiklerden biridir.

Prototip değil, önce test düzeneği

ThorAtom’un gelecek planları konusunda kamuya açık bazı açıklamalar, ThorAtom’un 2030’lu yıllarda TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde bir ETR prototipi çalıştırmayı hedeflediği şeklinde yorumlanabiliyor. Ancak, bu doğru değil. ThorAtom’un TUBİTAK MAM’da kurulmasını görüştüğü sistem nükleer bir reaktör prototipi değil, bilgisayar ortamında yapılan mühendislik hesaplarının deneysel olarak doğrulanmasına yönelik bir test düzeneğiydi.

Bu ayrım son derece önemli. Reaktör tasarımında bilgisayar ortamında güvenlik, termal-hidrolik davranış, malzeme dayanımı ve korozyon gibi çok sayıda hesap yapılabilir. Fakat simülasyon sonucunun gerçek fiziksel sistemde de geçerli olduğunun deneylerle gösterilmesi gerekir. Üstelik gelecekte gerçek bir reaktörün lisanslanması söz konusu olduğunda Nükleer Düzenleme Kurumu’nun da bu tür deneysel doğrulamaları istemesi doğaldır.

MAM’da görüşülen test düzeneğinin amacı tam olarak buydu. Sistemde fisil madde bulunmayacaktı; bunun yerine sodyum, potasyum ve lityum florürlerden oluşan ötektik bir tuz karışımı kullanılması düşünülüyordu. (“Ötektik”, farklı tuzların belirli oranlarda bir araya getirilerek uygun bir erime ve çalışma sıcaklığı sağlayan karışım oluşturması anlamına geliyor.) Bu sıcak tuz, gerçek bir ETR’nin bazı çalışma koşullarını taklit edecek; fakat içinde fisil madde bulunmadığı için nükleer zincirleme reaksiyon gerçekleşmeyecekti.

Fisil madde kullanılmamasının düzenleyici açıdan da önemli bir nedeni vardı: sisteme nükleer yakıt girdiğinde çalışma bütünüyle farklı bir hukuki ve teknik kategoriye geçecek; NDK’dan yer ve işletme lisansları dâhil çok daha uzun ve kapsamlı bir lisanslama süreci gerekecekti. ThorAtom bu test düzeneğiyle önce daha temel bir sorunun cevabını aramak istiyordu: bilgisayarda hesapladığımız sistem, gerçek sıcak tuz devresinde de hesapladığımız gibi davranıyor mu?

Ancak bu proje de bugün gerçekleşmiş değil. Reşat Uzmen’in verdiği güncel bilgiye göre yeterli finansman bulunamadığından MAM’da kurulması görüşülen test düzeneği halen askıda bekliyor. Bu bilgi, Türkiye’nin bugün bulunduğu teknoloji seviyesini daha doğru değerlendirmemizi sağlıyor: çalışan bir ThorAtom toryum reaktörü olmadığı gibi, inşa edilmekte olan bir ThorAtom nükleer prototipi de bulunmuyor. Çalışmalar hâlen ağırlıklı olarak tasarım, simülasyon, sistem mühendisliği ve bunların gelecekte deneysel olarak doğrulanması gereken geliştirme aşamasında — bu, projeyi küçümseyen değil, tam tersine mühendislik açısından doğru yere oturtan bir tespittir.

YENİ BİR NÜKLEER TEKNOLOJİNİN GELİŞTİRİLME YOLU

Hesaplama → Nükleer olmayan deneysel doğrulama → Malzeme ve bileşen testleri → Nükleer deneysel sistem → Güvenlik gösterimi → Lisanslama → Prototip → Ticari sistem

ThorAtom’un önündeki gerçek yol haritası da esasen budur.

Yeni yönelim: ETR denize açılabilir mi?

ThorAtom’un gelecek perspektifinde son dönemde dikkat çekici başka bir gelişme daha bulunuyor. Reşat Uzmen’in verdiği bilgiye göre şirketin yeni hedeflerinden biri, ergimiş tuz reaktörlerinin ticari gemilerde itki gücü olarak kullanılmasına yönelik bir ETR tasarımı geliştirmek.

Bu fikir yalnızca Türkiye’de tartışılmıyor; Güney Kore, Çin, Danimarka ve ABD gibi ülkelerde şirketler ve araştırma kuruluşları yeni nesil küçük nükleer reaktörlerin ticari denizcilikte kullanılması üzerinde çalışıyor. Modern büyük ticari gemiler çok yüksek miktarda enerji tüketiyor; nükleer yakıtın olağanüstü yüksek enerji yoğunluğu ise teorik olarak bir geminin çok uzun süre yakıt ikmali yapmadan çalışabilmesini mümkün kılıyor. Üstelik dünya denizcilik sektörü karbon salımını azaltmanın yollarını arıyor — ergimiş tuz reaktörleri bu noktada ilginç adaylardan biri haline geliyor.

Ancak burada da aynı ihtiyatı korumak gerekiyor. Bir ETR’yi gemiye yerleştirmek, yalnızca mevcut reaktörü küçültüp geminin içine koymak değildir. Denizde çalışan bir nükleer sistem; geminin sürekli hareketi ve titreşimi, çarpışma, karaya oturma, batma, yangın, tuzlu deniz ortamı, liman güvenliği, bakım, mürettebatın radyasyondan korunması, nükleer sorumluluk ve uluslararası denizcilik kuralları gibi kara reaktörlerinde bulunmayan veya farklı biçimde ortaya çıkan çok sayıda problemi çözmek zorundadır.

Dolayısıyla bundan bugün için “ThorAtom nükleer gemi yapacak” şeklinde söz etmek doğru olmaz. Daha doğru ifade şudur: ThorAtom, geliştirdiği ETR teknolojisinin gelecekteki uygulama alanlarından biri olarak ticari gemiler için nükleer itki sistemlerine yönelmeyi değerlendiriyor. Reşat Uzmen’in verdiği yaklaşık 2035 perspektifi de kesinleşmiş bir işletmeye alma tarihi olarak değil, bu alanda tasarım ve teknoloji geliştirme yönelimi olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye bugün gerçekte nerede?

Bütün bu bilgiler bir araya getirildiğinde Türkiye’nin toryum konusunda bulunduğu yeri daha açık biçimde tarif edebiliriz. Türkiye’nin bugün çalışan bir toryum reaktörü yok. İnşa edilmekte olan bir ThorAtom nükleer prototipi de yok. MAM’da görüşülen çalışma da bir nükleer reaktör değil, fisil madde içermeyen sıcak tuzlarla bilgisayar modellerini ve mühendislik hesaplarını doğrulamaya yönelik bir test düzeneğiydi — ve bu proje de finansman bulunamadığı için askıda.

Buna karşılık ortada yalnızca teorik bir fikir de yok. Türkiye’de onlarca yıllık uranyum ve toryum araştırmaları, cevher işleme deneyimi, U-Th ayırma çalışmaları ve nükleer yakıt konusunda oluşmuş bir bilgi birikimi var. SAMOFAR gibi uluslararası bir MSR programında gerçek mühendislik çalışmasına katılım, ısı değiştirici tasarımı, reaktör simülasyonu ve alt sistem tasarım çalışmaları var. Ve bütün bunları özel sektör girişimi altında bir reaktör teknolojisine dönüştürmeye çalışan ThorAtom var.

Ne “toryum reaktörümüzü yapmak üzereyiz” diye abartmak, ne “Türkiye toryum konusunda hiçbir şey yapmadı” diyerek küçümsemek doğru. Gerçek ikisinin arasında.

Bundan sonraki kritik eşik artık şudur: hesapladığımız şeyi deneysel olarak doğrulayabiliyor muyuz?

Türkiye’nin önünde aslında iki seçenek var

Bugün Türkiye nükleer enerji alanında iki farklı yolu aynı anda yürüyebilir.

BİRİNCİ YOL
Mevcut kanıtlanmış reaktör teknolojilerini kullanarak nükleer elektrik üretmek. Daha kısa vadeli ve daha düşük teknolojik riskli.
İKİNCİ YOL
Kendi yeni nesil reaktör teknolojisini geliştirmek. Çok daha uzun, pahalı ve riskli; ama başarılı olursa getirisi çok daha büyük.

Çünkü ikinci yolda Türkiye yalnızca elektrik üretmiş olmaz; nükleer teknoloji geliştiren ülke haline gelir. Reşat Uzmen’in yıllardır savunduğu yaklaşımın temelinde de esas olarak bu var.

Peki Reşat Uzmen gerçekten “Türkiye’nin toryum projesinin babası” mı?

Böyle bir unvanı tarihsel olarak kesin bir gerçekmiş gibi kullanmak doğru olmaz. Türkiye’de toryum konusunda Uzmen’den önce ve onunla birlikte çalışan çok sayıda bilim insanı, kurum ve araştırma grubu bulunuyor. TAEK, MTA, Eti Maden, TÜBİTAK, üniversiteler ve bugün TENMAK çatısı altında devam eden çalışmaların her birinin kendi katkısı var.

Ancak şu da açık: Uzmen, bu dağınık alanların birkaçını aynı hikâyenin içinde birleştiren nadir isimlerden biri. Onun kariyerine baktığımızda uranyum → nükleer yakıt → toryum cevheri → U-Th ayrıştırma → toryum yakıt çevrimi → ergimiş tuz reaktörü → ETR tasarımı → ThorAtom çizgisini görebiliyoruz.

Bu nedenle Reşat Uzmen’in Türkiye’nin toryum hikâyesindeki rolünü küçümsemek de, onu tek başına bütün projenin sahibi olarak görmek de doğru olmaz. Belki daha doğru tanımlama şudur: Reşat Uzmen, Türkiye’nin toryum kaynaklarını bir maden zenginliğinden nükleer teknoloji projesine dönüştürme fikrinin sürekliliğini sağlayan önemli aktörlerden biridir.

Son söz: Türkiye’nin toryum hikâyesi daha bitmedi

Türkiye’nin toryum hikâyesi aslında yıllardır yanlış bir cümleyle anlatılıyor: “Türkiye’nin çok toryumu var ama kullanamıyor.” Bu cümle eksik.

Daha doğru hikâye şöyle: Türkiye önce uranyum ve nükleer yakıt teknolojisini araştırdı. Sonra Sivrihisar’ın toryum ve nadir toprak elementlerini araştırmaya başladı. Toryumun cevherden ayrılması ve U-Th kimyası üzerine çalışmalar yapıldı; nükleer yakıt konusunda insan kaynağı oluştu. Daha sonra dünyanın yeni nesil reaktör arayışı Türkiye’deki bazı araştırmacıların dikkatini çekti; Reşat Uzmen ile FİGES’in yolları kesişti. Türkiye Avrupa’nın MSR araştırmalarına mühendislik katkısı verdi; TÜBİTAK bünyesinde prototip ETR fikri tartışıldı; FİGES kendi tasarım çalışmalarını yürüttü. Ve sonunda bu fikir ThorAtom adı altında özel bir nükleer teknoloji girişimine dönüştü.

ThorAtom daha sonra bilgisayar ortamındaki mühendislik hesaplarını gerçek sıcak tuz koşullarında doğrulayabilmek için TÜBİTAK MAM’da fisil madde içermeyen bir test düzeneği kurulmasını görüştü. Finansman bulunamadığı için bu çalışma bugün askıda. Şimdi ise ETR teknolojisinin gelecekte ticari gemilerde itki gücü olarak kullanılması yeni hedeflerden biri olarak gündeme geliyor.

Bugün hâlâ ortada çalışan bir Türk toryum reaktörü yok. Ama artık ortada sadece bir maden rezervi de yok: bir fikir, bir mühendislik birikimi, uluslararası Ar-Ge deneyimi ve özel sektör girişimi var.

Bundan sonrası ise çok daha zor. Çünkü bilgisayar ekranındaki reaktör çiziminden gerçek reaktöre geçmek için Türkiye’nin önünde belki de hikâyenin en zor bölümü duruyor: yakıtı üretmek, malzemeyi geliştirmek, hesapları deneylerle doğrulamak, reaktörü kurmak, güvenli olduğunu kanıtlamak ve bütün bunları lisanslayabilecek bir nükleer teknoloji ekosistemi oluşturmak.

Eğer bunlar başarılabilirse, Türkiye’nin toryum hikâyesi yalnızca “dünyanın önemli toryum rezervlerinden birine sahibiz” cümlesinden çıkıp bambaşka bir yere taşınabilir. O zaman soru artık “Türkiye toryumunu ne zaman kullanacak?” olmaz; soru “Türkiye kendi nükleer teknolojisini geliştiren ülkeler arasına girebilecek mi?” olur.

Ve bu hikâyede Reşat Uzmen’in adı, geçmiş ile gelecek arasındaki köprülerden biri olarak kalır. Çünkü onun hikâyesinin asıl ilginç tarafı, toryumun kendisi değildir. Asıl mesele, bir yeraltı kaynağının nasıl bir teknoloji vizyonuna dönüştürülebileceğini onlarca yıl boyunca takip etmiş olmasıdır.

Belki de Türkiye’nin toryum projesinin görünmeyen hikâyesi tam olarak budur: bir madenle başladı; fakat hedef hiçbir zaman yalnızca madeni çıkarmak olmadı. Hedef, o madeni teknolojiye dönüştürmekti.

Gas & Power Röportajında FİGES ve ThorAtom’un Nükleer Teknolojilere Yönelik Çalışmaları Ele Alındı

FİGES Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık Öğüt ve ThorAtom Genel Müdürü Dr. Reşat Uzmen, Gas&Power’da yayımlanan röportajda Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki mühendislik yetkinliğini, yeni nesil reaktör teknolojilerini ve ThorAtom’un yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarını değerlendirdi.

Röportajda, FİGES’in savunma ve havacılık sektörlerinde uzun yıllara dayanan mühendislik ve simülasyon deneyiminin nükleer teknoloji alanına aktarılması ve bu kapsamda geliştirilen reaktör tasarımları ele alındı.

ThorAtom’un üzerinde çalıştığı Ergimiş Tuz Reaktörü (ETR) teknolojisi kapsamında farklı konseptlerde ön tasarımların geliştirildiği, deneysel çalışmalar için çok fonksiyonlu bir düzenek tasarlandığı ve araştırma-doğrulama çalışmalarının başlatılmasının hedeflendiği aktarıldı.

Röportajda ayrıca Küçük Modüler Reaktör (SMR) teknolojileri, Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki geleceği ve yerli mühendislik kabiliyetlerinin geliştirilmesinin önemi değerlendirildi. ThorAtom’un ETR tabanlı SMR geliştirme çalışmaları kapsamında nihai tasarım ve lisanslama süreçlerinin ardından, 2035 yılı sonrasında ticari ölçekte kurulumların hedeflendiği belirtildi.

FİGES ve ThorAtom’un nükleer teknoloji alanındaki çalışmalarıyla ilgili detayları ve Dr. Tarık Öğüt ile Dr. Reşat Uzmen’in değerlendirmelerini Gas&Power röportajında okuyabilirsiniz.

ThorAtom Toryum Potansiyelini Dördüncü Nesil Nükleer Teknolojiyle Buluşturmayı Hedefliyor.

Berlin Teknik Üniversitesi mezuniyeti, arkasından gelen BMW ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tecrübesi… Dr. Tarık Öğüt, bu 24 yıllık kariyeriyle 1990’da Türkiye’ye döndüğünde, kendini hayal ettiği gibi üniversite kürsüsünde değil, bir girişimcilik serüveninin içinde buldu. Aslında amacı akademisyen olmaktı. Ancak dönemin siyasi atmosferi ve üniversite koşulları kapıları yüzüne kapatınca, Bursa’daki evinin bir odasında FİGES’i kurdu. Açılımı “Fizik, Geometri ve Simülasyon” olan şirket, en karmaşık sistemleri bilgisayar ortamında test ederek Türkiye’nin o güne dek pek de bilmediği bir teknolojiye odaklanıyordu: Simülasyon. 1994 krizinde iflasın kıyısından dönen FİGES, bugün ASELSAN ve ROKETSAN’ın en kritik hesaplamalarını yapan bir mühendislik şirketine dönüştü. Şimdilerde ise bu teknik gücünün bir kısmını Türkiye’nin zengin toryum rezervlerini yerli nükleer enerjiye dönüştürecek stratejik bir proje için kullanıyor. 2010’lu yıllarda Dr. Tarık Öğüt’ün yolu Türkiye’nin nükleer enerji hafızasının en önemli isimlerinden Dr. Reşat Uzmen ile kesişti ve hikayede yeni bir pencere açıldı: “Türkiye’de yapılmamış bir şey yapalım!” Öğüt, bu birleşimi şöyle anlatıyor: “FİGES’te nükleer uzmanlık hariç her şey vardı, Reşat Bey’de ise 40 yıllık bir hazine değerinde nükleer hafıza ve deneyim mevcuttu. İki parça birleşince o reaktörün kalbini tasarlayabilecek bir güce eriştik.” Bu stratejik güç birliği kurulduğunda ikili, ABD’nin Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nın 1960’lardaki deneylerine ait binlerce sayfalık dokümanı 2000’de halka açmasıyla, “Ergimiş Tuz Reaktörü” (MSR) yarışının dünya genelinde çoktan başladığını fark etti. Çin’den Fransa’ya pek çok ülkenin bu veriler ışığında harekete geçtiğini gören ekip, eskiyi taklit etmek yerine doğrudan bu küresel yarışa iddialı bir oyuncu olarak dahil olma vizyonunu benimsedi.

MSR’lar Akkuyu gibi geleneksel nükleer santrallerden farklı olarak yakıtı, katı çubuklar yerine yüksek sıcaklıkta erimiş tuzun içinde sıvı halde kullanan dördüncü nesil sistemler olarak biliniyor. Tasarım, hem reaktörün yüksek basınç altında çalışması zorunluluğunu ortadan kaldırıyor hem aşırı ısınma durumunda
yakıtın otomatik olarak güvenli bir şekilde donmasını sağlıyor. Girişim “ThorAtom” ismi ile Türkiye’nin
zengin toryum rezervlerine atıfta bulunsa da projenin mühendislik masasında çok daha pragmatik ve
stratejik bir yol haritası var. Reaktörün “Çok Yakıtlı” (Multi-fuel) yapısı, henüz endüstrisi oluşmamış toryum yerine, ilk etapta uranyum ve mevcut nükleer santrallerin ‘atık’ olarak doğaya bıraktığı plutonyumu yakıt olarak kullanabilecek. Sistemin nihai hedefi, ‘nükleer hazine’ olarak nitelendirilen toryumu devreye almak. Türkiye, başta Eskişehir-Sivrihisar ve Isparta olmak üzere sahip olduğu stratejik yataklarla, küresel ligde dünyanın sayılı toryum potansiyeline sahip ülkelerinden biri. Her ne kadar bu teknoloji güvenlik ve potansiyel düşük maliyet vaadiyle enerji dünyasında devrim niteliğinde kabul edilse de küresel nükleer enerji pazarında henüz ticarileşme aşamasını tamamlamamış bir teknoloji. Avrupa Birliği’nin 2014 yılında ergimiş tuz reaktörlerinin (MSR) kaza senaryolarını ve güvenliğini simüle etmek amacıyla başlattığı yaklaşık 80 milyon euro bütçeli projeye (Horizon 2020 kapsamındaki SAMOSAFER projesi) 2019 yılında “Biz para istemiyoruz, bilgiye karşılık stratejik iş birliği yapalım” diyerek girmeyi başaran FİGES, dev reaktörün kritik “ısı değiştirici” sistemlerini tasarlayarak Avrupa’dan onay aldı.
ThorAtom, geliştirdiği reaktör tasarımıyla “Küçük Modüler Reaktör” (SMR) mimarisini Ergimiş
Tuz (ETR) teknolojisiyle birleştiren bir şirket. Sektördeki genel projeksiyonlar, bu modüler yapının
ekonomik bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Enerji ekonomisi uzmanlarına göre, Akkuyu Nükleer Güç
Santrali gibi geleneksel, devasa ve milyarlarca dolarlık yatırım gerektiren projeler, Türkiye gibi faiz
oranlarının yüksek olduğu piyasalarda ciddi bir finansman yükü oluşturuyor. Bugün 20 milyar dolarlık bir nükleer projenin 15 yıllık geri ödemesinde, ana paranın üç – dört katı faiz yükü söz konusu. SMR’ler ise Akkuyu gibi dev tesisler lüks bir villa yatırımı gibiyken erişilebilir, sürümü yüksek ve finansmanı kolay 1+1 daire seçeneği olarak masada.
OECD Nükleer Enerji Ajansı ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine dayandırılan güncel endüstri analizleri, nükleer enerjideki maliyet beklentilerini mercek altına alıyor. Analizlere göre, üçüncü nesil büyük reaktörlerin yatırım maliyeti yaklaşık 6 bin 500 USD/kWe seviyelerinde seyrederken SMR (Küçük Modüler Reaktör) projelerinde ilk kurulum maliyetleri ortalama 5 bin 500 USD/kWe düzeyinde gerçekleşiyor. IEA’nın 2025 projeksiyonlarına atıfta bulunulan değerlendirmelerde; seri üretimin devreye girmesi ve öğrenme eğrisiyle birlikte 2040 yılına kadar SMR maliyetlerinin 3 bin 500 USD/kWe bandına inebileceği öngörülüyor. Bu da MW başına yaklaşık yüzde 50’ye varan bir sermaye maliyeti avantajı
vaat ediyor. Geliştirilen reaktörlerin en önemli özelliği güvenliği.

Çernobil ve Fukuşima felaketlerinin temel sebebi olan yüksek basınç riskini tarihe karıştıran sistem, Reşat Uzmen’in tabiriyle “musluk suyu basıncında”, yani atmosferik basınçta çalışıyor. Güvenlik seviyesi sayesinde reaktörün şehir merkezlerinde, üniversite kampüslerinde ve organize sanayi bölgelerinde (OSB) güvenle kurulabilmesi hedefleniyor. Ancak bu çevreci çözümün büyük bir ticari engelinin olduğu göz ardı edilemez: Prototip ve sertifikasyon maliyetleri. SMR’nin OSB’lerde kurulabilmesi için alınması gereken regülatif onaylar ve uzun test süreçleri, projenin finansal yapısını ağır baskı altına sokuyor. ThorAtom’un projesinin finansmanında bir girişimcilik fedakarlığı var. Yıllık cirosu 15 milyon dolar civarında olan FİGES için Öğüt’ün ifadesiyle “bankada para biriktirmeden”, kazandığı her kuruşu bir projeye yatırıyor. ThorAtom da onlardan biri. 2014’ten bu yana öz kaynaklarından yaklaşık 2 milyon doları bu rüyaya aktaran şirket, şimdi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteğiyle 100 milyon dolarlık bir Ar-Ge ve 400 milyon dolarlık prototip sürecine dahil olmaya hazırlanıyor. Toplamda 500 milyon dolarlık bir sermaye ihtiyacının ciro/sermaye oranı açısından FİGES’in tek başına taşıyabileceği bir yük olmadığı aşikar. Bakanlığın yüzde 50 destek ve mevzuat engellerini kaldırma taahhüdü verdiği projede, Öğüt birçok şirketle konsorsiyum kurmak için görüşmeler yapıldığını anlatıyor. İmzalanan gizlilik sözleşmeleri nedeniyle isimlerin kamuoyuyla paylaşılması şimdilik mümkün değil. Öte yandan oluşacak konsorsiyumun finansal taahhütlerinin büyüklüğü ve
özel sektörün riskli sayılabilecek bir Ar-Ge projesine ne kadar kaynak ayıracağı, projenin geleceği
açısından kritik bir soru işareti oluşturuyor. Fransız nükleer şirketi NAAREA ile yapılan teknik
işbirliği sayesinde, dört yıl sürmesi planlanan Ar-Ge sürecinin iki buçuk yıla indirilmesiyle zamana
karşı yarış hızlanıyor.

ThorAtom, 2030’lu yıllarda TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde kurulacak tesiste ilk prototipi çalıştırmayı ve devam eden yıllarda seri üretime geçmeyi planlıyor. Seri üretimin ardından RES, HES veya GES yatırımı yapan şirketler gibi enerji yatırımcılarının reaktörleri satın alıp elektrik ticareti yapabileceği yeni bir pazar oluşacak. Sistemin ticari potansiyeli sadece şebeke elektriğiyle sınırlı da değil. Reaktör, geleceğin yakıtı olarak görülen yeşil hidrojen ve amonyak üretimi için de kritik bir kaynak sunuyor. Öğüt ve Uzmen, deniz taşımacılığında kullanılan niteliksiz yakıtların yerini alacak temiz enerji ihtiyacının yanında İngiltere
ve Çin gibi küresel devlerin dördüncü nesil reaktörleri gemilere entegre etme yarışının ThorATOM’u sadece bir enerji santrali üreticisi olmaktan çıkarıp küresel denizcilik sektörünün stratejik bir tedarikçisi konumuna taşıma potansiyeli barındırdığını anlatıyor.
ThorAtom ile can bulan bu heyecan, küresel arenada aslında çok daha önce başlamış, milyar dolarlık fonların aktığı kıyasıya bir teknoloji maratonunun parçası. Bu yeni “Atom Çağı”nda rakipler, klasik enerji devlerinden ziyade arkalarına Silikon Vadisi sermayesini alan unicorn (piyasa değeri en az 1 milyar dolar olan şirket) adayları. Yarışın en popüler ismi, Bill Gates’in kurucusu olduğu ve ABD Enerji Bakanlığı’ndan aldığı 2 milyar dolarlık hibe desteğiyle Wyoming’de inşaat sürecini başlatan TerraPower. Tabii yapay zeka veri merkezlerinin doymak bilmez enerji ihtiyacını karşılamak isteyen Google da Kairos Power ile masaya oturarak Tennessee’de kurulacak reaktörler için tarihi bir alım garantisi verdi bile. Diğer yandan Endonezya pazarı için 1,2 milyar dolarlık bütçeyle reaktörleri tersanede gemi bloğu gibi üretmeyi hedefleyen ThorCon ve Samsung gibi bir devi yanına alarak “yüzen nükleer santraller” geliştiren Danimarkalı Seaborg Technologies de bu pazarın yeni oyuncularından. Rakiplerin milyarlarca dolarlık Ar-Ge bütçelerine ve kamu desteklerine eriştiği bu devler ligi tablosu, Türk mühendislerinin 400 – 500 milyon dolarlık finansman ve konsorsiyum çağrısının bir tercihten öte küresel rekabette hayatta kalabilmek için zorunlu bir stratejik manevra olduğunu da gösteriyor.

Haberi Görüntülemek İçin Tıklayın